14.6.13

huzuru programlamak

bir devlet güçlerini kullanarak kusurlu bir huzuru hakim kılabilir. bunun örneklerine tarihi okudukça rastlıyoruz. atalarımız barış ve huzur içerisinde çok kültürlü bir toplumun devleti desteklemesini sağlamış. toplum din, dil, ırk ya da cinsiyet gibi konularda kutuplaşmamış. eşcinseli de ateisti de aynı toplumun bir parçası olarak devlete vergisini vermiş. devlet de "marjinal" da olsa vatandaşına olan sorumluluğunu yerine getirmiş.

biri hapşırdığında "huzurlu yaşa" demeye özen gösteren bir adamım. huzur benim için en önemli şey diyebilirim. mutlak huzur diye bir şeyin olduğuna, olabileceğine inanmıyorum ama toplum olarak istesek huzuru belli bir seviyeye sabitleyebiliriz.

fotoğraf kaynak: resimrehberi.com

huzuru bir madde olarak düşünelim, pek köşeli değildir, bu sebepten durduğu zeminin sabit olması gerekir. ancak toplumdan bahsediyorsak dinamik bir zemin hayal etmeliyiz. tahterevalli güzel bir örnek olabilir gibi geldi bana. toplumun çeşitli inanışlardan, ırklardan ve uçlardan meydana geldiğini hepimiz kabul ediyoruz. o halde toplumun birbirine benzeyen kesimleri aynı tarafa gelecek şekilde tahterevalliye oturtalım. öfkelenen kesimin ağırlığının azaldığını hayal edelim. tahterevallidekilerin tam ortasına (yani tahterevallinin tam ortasına) pek köşeli olmayan huzuru koyalım.

bu kesimleri öfkelendirecek şey nedir biliyor musunuz? keyfi yasak. keyfi yasaklar hep öfke doğurur. tarihte de bu böyledir.

yasaklar gereklidir tabii ki, yasaklarla cinayetten, hırsızlıktan, tacizden, tecavüzden caydırmak lazım. ama keyfi yasaklar bu denli temel şeylere dayanmazlar. daha politik hareketlerdir. genellikle keyfi yasaklar azınlığı öfkelendirir ve çoğunluğu devlet dostu yapar. bu da devletin oyunu artırır.

yine bir kesimi ilgilendiren keyfi yasaklar harekete geçti diyelim. alkol yasağı bu gibi bir konuya örnek olarak kullanılabilir. alkol yasağı toplumun bir kesmini öfkelendiriyor. ama bir diğer kesimi de mutlu ediyor, huzur tahterevallinin merkezinden çoğunluk kesime doğru harekete geçiyor.

devletin yegane görevi huzuru tüm toplum için belli bir seviyede tutmaktır. bunu yapmak imkansız değil. keyfi yasaklardan vazgeçilebilir. insanlar bir başka insanın özgürlüğünü engellemedikçe özgür olmalıdır.

sadece alkol yasağı örneğim üzerinde durulsun istemiyorum. o sadece bir başlıktı. düşünürsek daha ne başlıklar atabiliriz, kırmızı kalemimiz tükenir.

devlet yasaklarken tutarlı ve mantıklı olmalı. aksi takdirde yasakları keyfi olur ve keyfi yasaklar yalancı huzur getirir. bir müddet sonra toplum patlak verir. insanlar saldırganlaşabilir. yasakların doğurduğu bir huzurun kalıcı olması beklenmemeli.

eğitim terörizm amaçlı kullanılmadığında ne güzel şey, keşke çocuklarımızı "ahlaklı" yetiştirmek için diğer insanların hayatlarına burnumuzu sokmak, onların hayatlarını programlamaya çalışmak yerine. kendi çocuğumuzu doğru programlasak. mesela, "çocuğum başkaları zina yapabilir, alkol tüketebilir, kumar oynayabilir, bu onların tercihi ve seçimi. ben senin anan-baban olarak bu davranışları sana uygun görmüyorum ve bu davranışlardan uzak durmanı istiyorum" diyebilsek sorunu çözeriz gibi. şimdi "çocuk laftan anlamaz ki hafız, böyle dedik diye çocuk ahlaklı mı olacak?" diyenler olacaktır. tabii ki sadece sözle değil, ana-baba davranışlarıyla da çocuk programlanmalı. ha tüm gayrete rağmen çocuk dışarıda gördükleri gibi olmayı seçiyorsa o çocuğu dışarıyı "temizleyerek" "ahlaklı" kılamazsın. dışarı "temizlenerek" bitmez.